BASKI

BASKI DERGİSİ
emperyalizme,faşizme,işbirlikçiliğe karşı

twitter.com/BaskDuyur:

    Irak’ta üniversiteye saldırı
Bağdat’ta bir üniversite binasına saldıran IŞİD mensupları 5 güvenlik görevlisini öldürdü, onlarca öğretim üyesi ve öğrenciyi rehin aldı.

    Irak’ta üniversiteye saldırı

    Bağdat’ta bir üniversite binasına saldıran IŞİD mensupları 5 güvenlik görevlisini öldürdü, onlarca öğretim üyesi ve öğrenciyi rehin aldı.

    — 12 hours ago with 1 note
    #ırak  #işid  #suriye  #ortadoğu 
    Bakan Elvan: www’den çıkar ttt’yi kurarız
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, sosyal medya konusunda uluslararası kuralların oluşmaması halinde, Türkiye’nin kendi alan adresini oluşturmayı değerlendirebileceğini söyledi. 
TBMM’de gazetecilerle konuşan Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, Twitter yönetimiyle yapılan görüşmelerin ardından gündeme gelen tartışmalarla ilgili bilgi verdi. Radikal’den Nuray Babacan’ın haberine göre, Bakan Elvan şunları söyledi:
“Sosyal medyanın denetimsizliğini gidermek için uluslararası bir ortak konvansiyon oluşturulması durumunda, sorunlar da çözülecektir. Sosyal medyanın kaynak adresi sadece ABD şirketleri. Dolasıyla, Almanya ve Fransa’nın başını çektiği AB ülkelerinin de bundan kaynaklı sorunları var. Bu ülkelerin ABD ile sıkı görüşmeleri var. BM ilkeleri gibi sosyal medyanın da tek bir uluslararası kural metni olması gerekir. Aksi durumda, ülkeler daha güvenli olmaları nedeniyle kendi alan adreslerini oluşturabilirler. Bu uzun süreden beri tartışılıyor. ‘www yerine ‘ttt gibi bir sistem kurulur. Türkiye ve diğer ülkeler kendi alan sistemlerini kurabilir. Bu ülkelerin internet sistemlerini birbirinden koparır. Ülkelerin birbirlerinin sistemlerine ulaşmaları zorlaşır. Bu tartışmalı bir konu.”
    • Bakan Elvan: www’den çıkar ttt’yi kurarız

    Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, sosyal medya konusunda uluslararası kuralların oluşmaması halinde, Türkiye’nin kendi alan adresini oluşturmayı değerlendirebileceğini söyledi.

    TBMM’de gazetecilerle konuşan Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, Twitter yönetimiyle yapılan görüşmelerin ardından gündeme gelen tartışmalarla ilgili bilgi verdi. Radikal’den Nuray Babacan’ın haberine göre, Bakan Elvan şunları söyledi:

    “Sosyal medyanın denetimsizliğini gidermek için uluslararası bir ortak konvansiyon oluşturulması durumunda, sorunlar da çözülecektir. Sosyal medyanın kaynak adresi sadece ABD şirketleri. Dolasıyla, Almanya ve Fransa’nın başını çektiği AB ülkelerinin de bundan kaynaklı sorunları var. Bu ülkelerin ABD ile sıkı görüşmeleri var. BM ilkeleri gibi sosyal medyanın da tek bir uluslararası kural metni olması gerekir. Aksi durumda, ülkeler daha güvenli olmaları nedeniyle kendi alan adreslerini oluşturabilirler. Bu uzun süreden beri tartışılıyor. ‘www yerine ‘ttt gibi bir sistem kurulur. Türkiye ve diğer ülkeler kendi alan sistemlerini kurabilir. Bu ülkelerin internet sistemlerini birbirinden koparır. Ülkelerin birbirlerinin sistemlerine ulaşmaları zorlaşır. Bu tartışmalı bir konu.”

    — 1 day ago
    Suriye ‘de AKP destekli İŞİD’in  ”Elimizdeki en küçük esir” diye yayınladığı resim .
Tebrikler,özgürlüğünüzü bu çocuğu vurarak meşru kılacaksınız .

    Suriye ‘de AKP destekli İŞİD’in  ”Elimizdeki en küçük esir” diye yayınladığı resim .

    Tebrikler,özgürlüğünüzü bu çocuğu vurarak meşru kılacaksınız .

    — 1 day ago with 11 notes
    #suriye  #işid  #akp  #özgürlük 
    REBLOGLUK HABER AKP halk iradesine darbe hazırlığında
Örneklerle dar bölge sistemi: 
Tayyip Erdoğan gündemlerindeki genel seçim modelinin, dar bölge yani 550 bölgeden milletvekili çıkarılması olduğunu söyledi. Bugünkü oy oranlarıyla bu modele geçildiği takdirde AKP milletvekili sayısını katlıyor, TBMM’de temsil edilmeyen sayısı artıyor.
Doğan Ergün
Temmuz 2013’te gündeme gelen AKP’nin “demokratikleşme paketi”nin maddelerinden biri olan dar bölge seçim sistemi, ilk kez Tayyip Erdoğan tarafından açıkça telaffuz edildi. Erdoğan’ın, “gündemimiz” dediği “550 bölge-550 milletvekili” modeline geçilmesi halinde, AKP genel oy oranının çok üzerinde milletvekilliği kazanacak, muhalefet partileri ve özellikle de MHP Meclis’ten silinecek.
Dün gazetecilerin “dar bölge seçim sistemi”ne ilişkin sorusuna Erdoğan, bu sistemin muhalefetin seçim barajı düşüncesine karşı kendilerinin öne sürdüğü ik önemli tekliflerinden biri olduğunu belirterek, bu tekliflerden birinin “daraltılmış bölge” sistemi olduğunu, bu sistemde barajın yüzde 5 olarak belirlendiğini, diğer tekliflerinin ise barajın tamamen kaldırılarak 550 bölge ve bu bölgelerin her birinden birer milletvekili çıkarılması teklifi olduğunu söyledi. Erdoğan, “dar bölge, şu anda bizim gündemimizdedir. Muhalefet bir yandan ‘Barajlar azaltılsın’ diyor, ‘hodri meydan’ deyip şu anda çalışmayı yaptırıyorum. Similasyonlar, vesaireler bittikten sonra ‘dar bölge’ sistemini Meclis’e getirebiliriz” dedi.
Antalya örneği: AKP 6’dan 11’e! Dar bölge sisteminin nasıl sonuçlanabileceğini Antalya özelinde analiz ettik. Son genel seçimlerde, 1 milyon 178 bin seçmenin oy kullandığı Antalya’da AKP 461.257 oyla 6, CHP 390.223 oyla 5 ve MHP 245.439 oyla 3 milletvekili çıkardı. TBMM’ye 14 milletvekili gönderen kentte seçmen sayısı 1 milyon 387 bin dolayındaydı. Antalya nüfusu, birbirlerine yakın ilçeler gözetilerek yaklaşık 100 biner kişilik 14 bölgeye bölünmesi durumunda CHP’nin yüksek oy oranına sahip olduğu ve nüfus açısından da kalabalık olan Muratpaşa (CHP: 113.386 oy, AKP: 80.698 oy ve MHP: 43.953 oy) ile Konyaaltı (CHP: 33.868 oy, AKP: 20.925 oy ve MHP: 11.782 oy) gibi bölgeler dışında CHP herhangi bir milletvekili çıkaramıyor. Merkezdeki bu ilçelerde de ciddi bir oy oranına sahip AKP, çevre ilçelerdeki gücüyle milletvekili sayısını neredeyse ikiye katlıyor. Hatta en az iki milletvekili çıkarabilecek bir bölge olan Muratpaşa’da iktidar lehine yapılacak bir bölümlendirme ile AKP buradan da milletvekili çıkarabilir. Bu durumda 14 milletvekili olan kentin, 11-12 milletvekili AKP’ye, 2-3 milletvekili ise CHP’ye gidiyor ve MHP 3 olan milletvekilliklerinin tamamını kaybediyor.
Baraj büyüyor Erdoğan’ın dile getirdiği model, 2014 verilerine göre 53 milyona dayanmış olan nüfusun iller ve ilçeler de gözetilerek 550 bölgeye ayrılması ve bu bölgelerin her birinden birer vekilin seçilmesi anlamına geliyor.
Bu model, yüzde 10 barajı nedeniyle demokratik olmamakla eleştirilen seçim sisteminde halkın TBMM’de temsilinin önüne yeni engeller getiriyor. İşte o engellerden bazıları:
Bölgeleri AKP belirleyecek• 550 bölgenin neye göre belirleneceği, sınırların nerelerden ayrılacağı iktidardaki partinin siyasi hesaplarına bağlı olacak. 30 Mart yerel seçimlerinde AKP’nin yeni belediyeler kazanmak için çıkardığı bütünşehir yasası ve son iki yerel seçimde kimi belediye sınırlarının AKP lehine değiştirilmesi dikkate alındığında iktidar partisinin 550 bölgenin belirlenmesinde de kendi çıkarlarını gözeteceğini tahmin etmek zor değil.
Şu anki oranlar AKP’ye yarıyor• Nüfusun nasıl bölüneceği şimdilik bilinmiyor, ancak şu anki ilçe nüfusları ve birbirine yakın ilçelerin birlikte bölge oluşturacağı varsayımı baz alındığında yapılan hesaplamalar, AKP’nin son genel seçimlerde aldığı oy oranı olan yüzde 49,8 ile şimdikinden çok daha fazla milletvekili çıkaracağını gösteriyor.
Temsil edilemeyen oylar artıyor• Yüzde 10 barajının getirdiği en büyük sorun halkın önemli bir bölümünün tercihlerinin TBMM’de temsil edilememesinden kaynaklanıyor. Bu durum özellikle 2002 genel seçimlerinde çarpıcı bir sonuca neden olmuş, oyların yüzde 46,5’i Meclis’te temsil edilmemişti. yine bu seçimde AKP yüzde 34,29 oy oranıyla TBMM’deki koltukların yüzde 66’sını almıştı. Getirilmesi planlanan yeni sistemle, hem her bir bölgede seçilemeyen adaya verilen oylar temsil edilmemiş olacak, hem de herhangi bir yerellikte özel olarak öne çıkmayan ancak ülke genelinde oyu olan partiler Meclis’e vekil gönderemeyecek. Burada da özellikle MHP’nin ve belli bölgelerde çok az oyu olan CHP’nin olumsuz şekilde etkilenmesi anlamına geliyor.
Türkiye’yi kim düşünecek?• Dar bölge sistemi, bölge adaylarının önemini artırırken milletvekili adaylarının ufkunu da kendi seçim bölgelerine daraltmak anlamına geliyor. Yerel seçimlere benzer “icraatçilik” önem kazanacak. Seçmen ve aday arasında ve siyaset arenasında ülke sorunlarının ağırlığı azalırken ve “bölgecilik” artacak

 

    REBLOGLUK HABER AKP halk iradesine darbe hazırlığında

    • Örneklerle dar bölge sistemi:

    Tayyip Erdoğan gündemlerindeki genel seçim modelinin, dar bölge yani 550 bölgeden milletvekili çıkarılması olduğunu söyledi. Bugünkü oy oranlarıyla bu modele geçildiği takdirde AKP milletvekili sayısını katlıyor, TBMM’de temsil edilmeyen sayısı artıyor.

    Doğan Ergün

    Temmuz 2013’te gündeme gelen AKP’nin “demokratikleşme paketi”nin maddelerinden biri olan dar bölge seçim sistemi, ilk kez Tayyip Erdoğan tarafından açıkça telaffuz edildi. Erdoğan’ın, “gündemimiz” dediği “550 bölge-550 milletvekili” modeline geçilmesi halinde, AKP genel oy oranının çok üzerinde milletvekilliği kazanacak, muhalefet partileri ve özellikle de MHP Meclis’ten silinecek.

    Dün gazetecilerin “dar bölge seçim sistemi”ne ilişkin sorusuna Erdoğan, bu sistemin muhalefetin seçim barajı düşüncesine karşı kendilerinin öne sürdüğü ik önemli tekliflerinden biri olduğunu belirterek, bu tekliflerden birinin “daraltılmış bölge” sistemi olduğunu, bu sistemde barajın yüzde 5 olarak belirlendiğini, diğer tekliflerinin ise barajın tamamen kaldırılarak 550 bölge ve bu bölgelerin her birinden birer milletvekili çıkarılması teklifi olduğunu söyledi. Erdoğan, “dar bölge, şu anda bizim gündemimizdedir. Muhalefet bir yandan ‘Barajlar azaltılsın’ diyor, ‘hodri meydan’ deyip şu anda çalışmayı yaptırıyorum. Similasyonlar, vesaireler bittikten sonra ‘dar bölge’ sistemini Meclis’e getirebiliriz” dedi.

    Antalya örneği: AKP 6’dan 11’e!
    Dar bölge sisteminin nasıl sonuçlanabileceğini Antalya özelinde analiz ettik. Son genel seçimlerde, 1 milyon 178 bin seçmenin oy kullandığı Antalya’da AKP 461.257 oyla 6, CHP 390.223 oyla 5 ve MHP 245.439 oyla 3 milletvekili çıkardı. TBMM’ye 14 milletvekili gönderen kentte seçmen sayısı 1 milyon 387 bin dolayındaydı. Antalya nüfusu, birbirlerine yakın ilçeler gözetilerek yaklaşık 100 biner kişilik 14 bölgeye bölünmesi durumunda CHP’nin yüksek oy oranına sahip olduğu ve nüfus açısından da kalabalık olan Muratpaşa (CHP: 113.386 oy, AKP: 80.698 oy ve MHP: 43.953 oy) ile Konyaaltı (CHP: 33.868 oy, AKP: 20.925 oy ve MHP: 11.782 oy) gibi bölgeler dışında CHP herhangi bir milletvekili çıkaramıyor. Merkezdeki bu ilçelerde de ciddi bir oy oranına sahip AKP, çevre ilçelerdeki gücüyle milletvekili sayısını neredeyse ikiye katlıyor. Hatta en az iki milletvekili çıkarabilecek bir bölge olan Muratpaşa’da iktidar lehine yapılacak bir bölümlendirme ile AKP buradan da milletvekili çıkarabilir. Bu durumda 14 milletvekili olan kentin, 11-12 milletvekili AKP’ye, 2-3 milletvekili ise CHP’ye gidiyor ve MHP 3 olan milletvekilliklerinin tamamını kaybediyor.

    Baraj büyüyor
    Erdoğan’ın dile getirdiği model, 2014 verilerine göre 53 milyona dayanmış olan nüfusun iller ve ilçeler de gözetilerek 550 bölgeye ayrılması ve bu bölgelerin her birinden birer vekilin seçilmesi anlamına geliyor.

    Bu model, yüzde 10 barajı nedeniyle demokratik olmamakla eleştirilen seçim sisteminde halkın TBMM’de temsilinin önüne yeni engeller getiriyor. İşte o engellerden bazıları:

    Bölgeleri AKP belirleyecek
    • 550 bölgenin neye göre belirleneceği, sınırların nerelerden ayrılacağı iktidardaki partinin siyasi hesaplarına bağlı olacak. 30 Mart yerel seçimlerinde AKP’nin yeni belediyeler kazanmak için çıkardığı bütünşehir yasası ve son iki yerel seçimde kimi belediye sınırlarının AKP lehine değiştirilmesi dikkate alındığında iktidar partisinin 550 bölgenin belirlenmesinde de kendi çıkarlarını gözeteceğini tahmin etmek zor değil.

    Şu anki oranlar AKP’ye yarıyor
    • Nüfusun nasıl bölüneceği şimdilik bilinmiyor, ancak şu anki ilçe nüfusları ve birbirine yakın ilçelerin birlikte bölge oluşturacağı varsayımı baz alındığında yapılan hesaplamalar, AKP’nin son genel seçimlerde aldığı oy oranı olan yüzde 49,8 ile şimdikinden çok daha fazla milletvekili çıkaracağını gösteriyor.

    Temsil edilemeyen oylar artıyor
    • Yüzde 10 barajının getirdiği en büyük sorun halkın önemli bir bölümünün tercihlerinin TBMM’de temsil edilememesinden kaynaklanıyor. Bu durum özellikle 2002 genel seçimlerinde çarpıcı bir sonuca neden olmuş, oyların yüzde 46,5’i Meclis’te temsil edilmemişti. yine bu seçimde AKP yüzde 34,29 oy oranıyla TBMM’deki koltukların yüzde 66’sını almıştı. Getirilmesi planlanan yeni sistemle, hem her bir bölgede seçilemeyen adaya verilen oylar temsil edilmemiş olacak, hem de herhangi bir yerellikte özel olarak öne çıkmayan ancak ülke genelinde oyu olan partiler Meclis’e vekil gönderemeyecek. Burada da özellikle MHP’nin ve belli bölgelerde çok az oyu olan CHP’nin olumsuz şekilde etkilenmesi anlamına geliyor.

    Türkiye’yi kim düşünecek?
    • Dar bölge sistemi, bölge adaylarının önemini artırırken milletvekili adaylarının ufkunu da kendi seçim bölgelerine daraltmak anlamına geliyor. Yerel seçimlere benzer “icraatçilik” önem kazanacak. Seçmen ve aday arasında ve siyaset arenasında ülke sorunlarının ağırlığı azalırken ve “bölgecilik” artacak

     

    — 1 day ago with 2 notes

    Adnan MENDERES ‘in muhafazakarlığı toprakların ,Meclis tarafından kanunla halka dağıtılacak olmasını duyduğu zaman  başlamıştır.

    Kendisi büyük bir toprak ağası olan bu kişi kendini bizlere çok farklı tanıtmış olsa dahi gerçek budur .

     

    — 1 day ago with 2 notes
    #adnan menderes 
    DP nasıl kuruldu ve çok partili sisteme nasıl geçildi .

    29 Mayıs 1945 günü TBMM Şükrü Saraçoğlu Hükümeti’nin güven oylamasını yaptı ve neticeler sonunda 7 kişinin hükümete güvensizlik oyu verdiği görüldü. Bu isimler; Celâl Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü, Refik Koraltan, Emin Sazak, Hikmet Bayur, ve Recep Peker ‘di.

    Savaşı demokrasilerin kazanması da Türkiye’nin bu yönde bir siyasete mecbur olduğunu göstermekteydi. Özellikle 1945 Mart ayında Sovyet Rusya’nın 1925’te Türkiye ile imzaladığı dostluk ve saldırmazlık anlaşmasını yenilemeyeceğini açıklaması ve yeni anlaşma şartlarında Boğazlar üzerinde hak iddia etmesi Türkiye’yi ABD’ye yakınlaştırdı. Ancak bu yakınlaşma için Türkiye çok partili demokratik yapıya geçmeliydi.

    TBMM’deki bu ilk muhalefet ve Milli Şef’in 19 Mayıs 1945 günkü söylevi çok partili yaşamı müjdeliyordu. Bu küçük kıvılcımın dört ismi Celâl Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü 7 Haziran 1945 günü Dörtlü Takrir adlı önergeyi CHP Grup Başkanlığı’na sundular. Dörtlü Takrir, parti içinde özgür bir tartışma ortamının yaratılmasını istiyordu. O günlerde de TBMM Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu'nu görüşmekteydi. Kanunun özellikle 17. maddesi çok büyük tartışmalara neden oldu ve maddeye muhalefetin başında ise Aydın milletvekili Adnan Menderes geliyordu. Söz konusu madde büyük toprak sahiplerinin topraklarını sınırlandırıyor ve büyük bir kısmının toprak sahibi olmayan köylülere tahsis edilmesini öngörüyordu. Adnan Menderes de bir toprak ağası olduğu için şiddetle muhalefet etmekteydi. Ancak bu muhalefete rağmen kanun 11 Haziran 1945'te kabul edildi. Hemen ertesi gün Milli Şef İsmet İnönü Dörtlü Takrir'i CHP grubuna reddettirdi.

    Cumhuriyet Halk Partisi’nin TBMM grubu Dörtlü Takrir’i reddedince takrirde imzaları bulunan Adnan Menderes ve Fuat Köprülü Vatan Gazetesi’nde muhalif yazılar yazmaya başladılar. CHP bu davranışı etik bulmayarak bu iki ismi 21 Eylül 1945’te partiden ihraç etti. Bu karara tepki gösteren Celâl Bayar 28 Eylül günü milletvekilliğinden istifa etti. İsmet İnönü 1 Kasım 1945 günü yaptığı konuşmada ülkenin tek eksiğinin iktidar partisi karşısında bir muhalefet partisi bulunmaması olduğunu söyledi ve muhalif isimlere parti kurmaları için yolu açtı. Bunun üzerine Celâl Bayar 1 Aralık’ta parti kuracaklarını açıkladı ve 3 Aralık günü CHP’den istifa etti.

    Nihayet 7 Ocak 1946’da Celâl Bayar genel başkanlığında Demokrat Parti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yepyeni bir devir açılmıştı. Devleti kuran CHP demokrasiyi de tesis etmeye kararlıydı.

    Demokrat Parti (DP) kurulduktan sonra CHP bazı uygulamalara son verdi. 10 Mayıs 1946’da toplanan II. Olağanüstü Kurultay’da İsmet İnönü Milli Şef ve Değişmez Genel Başkan unvanlarını üzerinden attı. Tek dereceli çoğunluk esasına dayanan seçim kanunu kabul edildi. Bazı vergiler kaldırıldı. Sendikalaşmaya izin verildi. Sınıfsal partilerin kurulması serbest bırakıldı.

     

    — 1 day ago with 2 notes
    #demokrat parti  #adnan menderes 
    Otoriteryen Kişilik Kuramı
    •  (gelenekçilik, otoriteryen boyun eğme ve otoriteryen saldırganlık)

    Sağduyuda, önyargı belirli türde kişiliklerin bir dışavurumu olarak görülür. Önyargı bağlamında sözü edilen kişiler, genellikle, sürekli kendi ait olduğu gruba öncelik veren, diğer tüm dış grupları reddeden, dış grup üyelerine düşmanca davranan, hoşgörüsü olmayan ve diğer taraftan kendi grubunda kendinden üstte olanlara itaat eden kişilerdir. Toplumda böyle kişileri ayırt edebiliriz belki ama kimse kendisinin bağnaz (güçlü önyargıları olan kişi) olduğunu kabul etmez (Augostinos, Walker ve Donaghue, 2006: 226). Sağduyuda hakim olan bu bağnaz kişilik tablosu sosyal psikologların da ilgi alanındadır. Sosyal psikolojide yarım yüzyıldan fazladır bağnaz kişilikleri açıklamak vebağnaz kişiliklerin önyargıya nasıl yatkın olduğunu ortaya çıkarmak için çalışmalar yapılmaktadır. Otoriteryen kişlilik kuramı bunlardan ilkidir. Almanya’da Nazi faşizminin yükselişi, ABD’de bir grup araştırmacıyı faşist rejimleri mümkün kılan psikolojik özellikleri çalışmaya yöneltmiştir. Adorno’nun başını çektiği bu grup, anket ve görüşmeye dayalı pek çok araştırmadan sonra, ortaya çıkışını psikanalitik kuramla açıkladıkları, otoriteryen kişilik görüşünü geliştirmişlerdir. Araştırmacılar, işe Amerikan işçilerindeki Yahudi karşılığının derecesini ölçerek başlamışlar ve daha sonra diğer azınlık gruplarına yönelik önyargıların ve kendi gruplarına yönelik etnosentrik tutumların olup olmadığını araştırmışlardır. Otoriteryen kişilerin sadece bir azınlık grubuna değil, tüm azınlıklara güçlü önyargıları olan, bağnaz kişiler olduğu ortaya çıkmıştır (Hogg ve Vaughan, 1995). Araştırmacılar bundan sonra belirli gruplara yönelik önyargıları hiç söz konusu etmeksizin, kişilerdeki otoriteryen ve faşist eğilimleri belirlemek üzere F (Faşizm) ölçeği geliştirmişlerdir. F ölçeğinde, otoriteryen kişiliği saptamaya yarayan dokuz boyut mevcuttur.

    Bunlar kısaca şöyle açıklanabilir:

    1- Gelenekçilik (konvansiyonalizm): Geleneksel, orta sınıf değerlerine katı bağlılık.

    2- Otoriteryen boyun eğme: Ait olunan grubun idealize edilmiş ahlaki otoritelerine yönelik, sorgulayıcı, boyun eğici tutum.

    3- Otoriteryen saldırganlık: Geleneksel değerleri çiğneyenleri ya da çiğnemek isteyenleri yakalamak için tetikte olma, onları kınama, reddetme ve cezalandırma eğilimi.

    4- Öznelci bakış karşıtlığı (Anti-intraception): Öznel, yaratıcı, esnek düşünmeye karşı olma.

    5- Boş inançlı ve kalıpyargılı olma: Bireyin, kaderinin mistik olarak belirlendiğine dair inançlara sahip ve katı kategorilerle düşünme eğiliminde olması.

    6- Güç ve “sertlik”: Sürekli baskı-boyun eğme, güçlü-zayıf, lider-takipçi boyutlarıyla düşünmek ve kaygı duymak, güçlü kişilerle özdeşleşme, dayanıklılık ve sertlik konusunda abartılı bir iddia sahibi olma.

    7- Yıkıcılık ve sinisizm (olumsuzculuk): Genelleşmiş bir düşmanlık, insanları yerme ya da onlara iftira atma.

    8- Yansıtma eğilimi: Dünyada olan bitenin vahşi ve tehlikeli olduğuna inanmaya yatkınlık; bilinçdışı çatışmaları dışarı yansıtma.

    9- Cinsellik: Cinsellikle ilgili faaliyetlere yönelik abartılı ilgi.

    Tüm bu boyutlar içinde, otoriteryen kişiliğin saptanmasında özellikle ilk üç boyutun (gelenekçilik, otoriteryen boyun eğme ve otoriteryen saldırganlık) önemli olduğu belirtilmektedir.

    Adorno ve arkadaşları otoriteryen kişiliğin kökeninin acımasız çocukluk deneyimlerinde yattığını ileri sürmüşlerdir. Psikanalitik olarak ifade edilecek olursa, bu kişiler, çocukluklarında, bir tarafta aşırı idealleştirilmiş ve diğer tarafta aşırı olumsuzlukla dolu olan ikili bir dünya deneyimlemişlerdir. Bu yaklaşıma göre, katı ve fakat tutarsız aile disiplini, otoriteye kolayca boyun eğmeyi öğrenen, fakat aynı zamanda kendi ihtiyaçlarını ve duygularını ifade etmeye korkan çocuklar üretir. Bu tür ebeveyn-çocuk etkileşimleri sonucu, çocukların bazıları kendilerinin kötü olduğuna inanarak ve babalarının koyduğu standart ve beklentilere ulaşmak için çabalayarak mazoşist hale gelebilirler. Aynı zamanda da itaat etmenin önemini öğrenirler. Psikanalitik dilde, bu tür deneyimleri yaşayan çocuklar ebeveynlerinin, özellikle de babanın standartlarını içselleştirirler ve güçlü ve cezalandırıcı bir süperego ya da bilinç geliştirirler. Gündelik dilde, bu, çocuğun kendini sürekli acımasızca sosyalstandartlara göre yargılaması anlamına gelir. İtaatin önemi ve otoriteye saygı yetişkinlikte de devam eder. Diğer otorite figürleri (öğretmenler, grup liderleri, politik figürler) ebeveynlerin yerine geçer ve ebeveynler gibi güçlü ve disiplinli olarak algılanan kişilere aşırı saygı gösterilir. Ancak acımasız ebeveynlik pratikleri ve otoriteye aşırı saygı, ebeveynlere ya da diğer otorite figürlerine yöneltilemeyecek aşırı bir kızgınlık da üretir. Adorno ve arkadaşları psikolojik gerilimi azaltmak için, bilinçsiz bir biçimde savunma mekanizmaları kullandığını ileri sürerler. Böylece, kızgınlıklarını kendilerinden daha zayıf ya da aşağı olarak algıladıkları kişilere yansıtırlar. Frosh’a göre bu yansıtma nefret nesneleriyle dolu bir dünya yaratır ve böylece faşistin tehlikeli bir durumda olduğu ve hayatta kalmak için diğerlerini ortadan kaldırmak gerektiği inancını onaylar (Gough ve McFadden, 2001: 195).

    Otoriteryen kişilik yaklaşımı hem kuramsal hem de yöntemsel olarak pek çok eleştiri almıştır. Kuramsal yönden bu yaklaşım, önyargıyı, sadece bir kişilik bozukluğu olarak gördüğü için eleştirilmiştir. Ancak bazı sosyal psikologlar, (Augostinos, Walker ve Donaghue, 2006, Gough ve McFadden, 2001) bu kuramın yalnızca bir kişilik kuramı olarak görülemeyeceğini, sosyal koşulları, politik ideolojileri de içine alan karmaşık bir kuram olduğunu ileri sürmektedirler. Özde kişilik kuramı bile olsa bu kuramın kişilik kavramlaştırmasının, normalde kabul edilen kişilik kavramından daha “sosyal” olduğu ifade edilmektedir. Ayrıca, Adorno ve arkadaşlarının bu çalışmayı, dolaysız olarak Almanya ve diğer yerlerdeki 2. Dünya Savaşı öncesi ve sırasındaki faşist rejimlerin yarattığı dehşete bir tepki olarak gerçekleştirdiğini unutmamak gerekir. Adorno ve arkadaşları, faşist ideolojilerin tüm toplumlarda her zaman bulunabileceğini ifade ederler. Ama onlar için asıl sorulması gereken,

    “başka zaman ve yerlerin aksine bazı zaman ve bazı yerlerde, insanlar için faşizmi çekici hale getiren nedir?” sorusudur. Onlar, bu sorunun cevabını kişilik eğilimlerinde aramışlardır. Ancak sözünü ettikleri kişiliğin boşlukta ortaya çıkmış olmadığı vurgulanmalıdır. Kişilik, aile ve otorite yapısının, devletin örgütlenme yapısının ve diğer yapısal faktörlerin bir işlevi olarak görülür. 1930’larda Almanya’da olduğu gibi, faşizmin büyük bir politik güç haline gelmesi için, ideolojik olarak bundan etkilenecek insanların olması gerekir. İşte bu kuram da belirli bir tarz kişiliğin, yani otoriteryen kişiliğin anti-demokratik, muhafazakar ideolojilere kapıldıklarını ileri sürmektedir (Augostinos, Walker ve Donaghue, 2006: 228, Gough ve McFadden, 2001: 194). Ancak gene de bu kuramın, ırkçılığı, çocuk yetiştirme pratikleriyle çok dar bir biçimde ilişkilendirdiği için ve buna ek olarak F ölçeğine dair yöntemsel eleştiriler aldığını belirtmek gereklidir.

    — 2 days ago
    #otoriteryan  #emin abdullah turhan 
    Azerbeycan’da LGBT aktivisti İsa Şahmarlı bir not bırakarak intihar etti: “gedirem. hamınız haqqınızı halal edin. bu ölke, bu dünya mene göre deyil. Men xoşbext olmağa gedirem…anama da deyersiniz ki, onu çox sevirem. Hamınız ölümümde günahkarsız. bu dünya menim renglerimi daşıyacaq qadar rengli deyil. elvida” 

seni mutlu yarınlar yerine ,ölüme itenlere yuh olsun çocuk ! 

    Azerbeycan’da LGBT aktivisti İsa Şahmarlı bir not bırakarak intihar etti:
    “gedirem. hamınız haqqınızı halal edin. bu ölke, bu dünya mene göre deyil. Men xoşbext olmağa gedirem…anama da deyersiniz ki, onu çox sevirem. Hamınız ölümümde günahkarsız. bu dünya menim renglerimi daşıyacaq qadar rengli deyil. elvida”

    seni mutlu yarınlar yerine ,ölüme itenlere yuh olsun çocuk ! 

    (via ftmadgzl)

    — 2 days ago with 18 notes