BASKI

Soru ve görüşleriniz için    Gönderilerinizi burdan yapınız .   emperyalizme,faşizme,işbirlikçiliğe karşı

twitter.com/BaskDuyur:

    çocuk astı cunta aralık 13, 1980

    darbeden akan en masum kan erdal eren

    toplum aç açıkta kaldı sen seyrettin

    gene bi günah keçisi buldun astığın şeyh bedrettin

    memleket mi yıldızlar mı gençliğim mi daha uzak

    nazım hikmet ran kanıyla beslenen aç kurtlar

    kostümlerine bakmadan temaşa eden erkan

    buhrana göz yuman kaçak vahdettin paşam

    menemende kubilay bak sivasta aziz nesin

    24 ocakta uğur mumcu bu ne imtihan

    solingente yanan çıplak etler hepsi bizim

    adına mumlar yaktığımız onursuz katliam

    —-

    çaldılar, çocuktum elimden aldılar geçmişimde çatlaklar yalanlarla sardılar

    şimdi suçlularda bir ihanet hüznü bakın suçlular kapatmış elleriyle yüzünü

    kırgınım, şimdi bir çocukça kırgınım küstürülmüş eski bir şair biraz yorgunum

    şimdi suçlularda bir ihanet hüznü bakın suçlular kapatmış elleriyle yüzünü

    —-

    şimdi bütün bunlar neden saklanmakta bizden

    tarih sade destan ihtiva etmez ki yekten

    elit entellektüel aydınlar zaten

    en büyük destanı yazarlar gazetelerden

    elimden aldın bütün değer yargılarımı ver

    bana patenti siyasal bi partiden tarih yemez

    inkılaptan başına güneş geçmiş devletin

    fitne koalisyon bazlı hökümetin milleti

    soylu sınıfı tekmil harp zamanı teslim

    kapütülasyon gitti ambargolar geldi peki

    amerikan piyade gemisi hoş geldi boş gitsin

    bezgin bekir 1968 tertip

    — 2 notla 11 saat önce
    #sain 
    ‘Sadece parası olanın okumasına zemin hazırlayacak’

    Alican SEVİK
    Kayseri

    Şu sıralar Erciyes Üniversitesi öğrencilerinin gündeminde harçlara yapılan zamlar var. Alttan ve üstten alınan ders başına yapılan ek ücretlendirmeler oldukça yüksek miktarlara ulaşmış durumda. Birçok öğrenciyi mağdur eden uygulamaya karşı sosyal medya üzerinden bir araya gelen öğrenciler 17 Eylül’de bir eyleme hazırlanıyor. Eylemi ve üniversiteye dair yaşanan sıkıntıları, Facebook üzerinden örgütlenmeyi başlatan Ali İhsan Alpat’la konuştuk..

    Öncelikle sizi tanıyalım..
    Adım Ali İhsan Alpat. 27 yaşındayım, Niğdeliyim. Erciyes Üniversitesi’nde (ERÜ) makina mühendisliği 4.sınıf öğrencisiyim.

    Harç protestolarında seni inisiyatif almaya iten durum nedir?
    Uzun süredir üniversite öğrencisiyim. Yaşanan sıkıntıların içinden geliyorum, olaylar karşısında öğrencilerin sessiz pasif kalması her insanı olduğu gibi beni de üzüyor. Bunun sözde kalmayıp pratiğe dökülmesi için inisiyatif aldım. Arkadaşlar da beni sözcü olarak seçtiler.

    Birkaç sene öncesinde hükümet tarafından harçların kaldırılacağı duyuruldu. Sonrasında yalnız örgün öğretimler bu durumdan yararlandı, şimdi de herkesten farklı uygulamalar adı altında yüksek paralar alınıyor.

    ERÜ’de rektörlüğün uygulamalarını ve öğrencileri bekleyen tehlikeleri özetler misin bize?
    ERÜ yaptığı açıklamada ”Katkı payları ve öğrenim ücretleri Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenmektedir. Şu ana kadar harçlar Bakanlar Kurulu tarafından belirlenmediğinden, 2014-2015 öğretim yılı öğrenim ücretleri üniversitemiz Yönetim Kurulu’nun 21/08/2014 tarihli toplantısında alınan karar doğrultusunda tahsil edilecektir. Bakanlar Kurulu tarafından öğrenim ücretleri açıklandığında üniversitemizin belirlemiş olduğu miktar fazla olduğu takdirde 2014-2015 öğretim yılı bahar yarıyılı öğrenim ücretinde mahsup edilecektir.’' demiştir. Bakanlar kurulunun onayı olmadan ERÜ'nün kendi inisiyatifiyle uyguladığı bir icraattır. İşçi,memur maaşı ile çocuğunu buralara gönderen ailelerin bu kararla sırtlarına yüklenen bu ciddi yükün altında ezilmesine, öğrencilerin maddi imkanlardan ötürü okuldan ayrılmasına ve bu haksız kazancın bir çok gencin okul hayatına son vermesine neden olacaktır. ERÜ pilot bir uygulamadır akabinde diğer üniversitelere emsal teşkil edecektir. İleride sadece parası olanın okumasına zemin hazırlayacaktır. Maddi durumu kötü olan ama kapasitesi yüksek olan öğrenciler mağdur edilecektir. Bu da ileride bilinçsiz güruhun egemenliğine öncülük edecektir.

    Siz ERÜ öğrencileri olarak bu duruma karşı nasıl bir faaliyet içerisindesiniz?
    Öncellikle sosyal medya üzerinden eylem hazırlığı için etkinlik başlattık ama bunun 50-100 kişi ile sınırlı olacağını düşünmüştük. Fakat 3 gün gibi kısa sürede 2000 insana ulaştık ve işin ciddiyetinin farkına vardık. Hemen öğrenci komitesi kurduk ve birimlere ayrıldık.17 eylül de basın açıklaması ve harç kararnamesini protesto yürüyüşü gerçekleştireceğiz
    Hangi birimler bunlar?
    Hukuk ekibi, slogan, pankart ekibi, sosyal medya ekibi, basın medya ekibi, bilişim(grafik tasarım) ekibi.

    ‘SESİMİZİ ELBET DUYURACAĞIZ’

    Harçlarla ilgili birçok ses getiren eylem gerçekleştirildi ve henüz bir sonuç alınmış değil. ERÜ harç kararnamesini protesto yürüyüşü öğrencilerin taleplerini karşılayacak nitelikte olacak mı?
    Öncelikle bütün enerjimizi buraya yönlendirdik. Sesimizi elbet duyuracağız, haklarımız yasal yollardan arayacağız. Herhangi bir partinin örgütün himayesinde değiliz. Sadece öğrenci olarak yapıyoruz bu eylemi. Haklarımızı yasal yollardan resmi kurumlardan talep edeceğiz yani cumhurbaşkanına kadar taleplerimizi ileteceğiz ve birebir konuşmak için elimizden ne geliyorsa yapacağız.

    Bahsettiğiniz yollardan bir sonuç alınamaması halinde, olumsuz bir durum karşısında nasıl bir strateji izlemeyi düşünüyorsunuz?


    Bu işin peşini bırakmayacağız. Öğrencilerin tutumuna göre eylemler devam ettirilerek büyüyebilir. Bugünkü yürüyüş eylemi devamında farklı eylemlere öncülük edebilir. Devamında AİHM gideceğiz. Oturma eylemleri ve açlık grevi gerçekleştireceğiz.

    Kayseri’nin yapısı malum; muhafazakar bir şehir ve haliyle bu durum üniversiteye de yansıyor. Bu eylemin sürekliliğini ve direncini nasıl etkiler?
    Toplumsal olarak harç yakıcı bir sorun ve her kesimden aileyi ilgilendiriyor. Anlayışlı olup bize destek vereceklerini düşünüyoruz. Kayseri’nin.ve ERÜ öğrencilerinin en az ODTÜ ve Gazi öğrencileri kadar yaptırım gücüne sahiptir. Önemli olan farkındalık yaratmak.

    Bu sıkıntılardan bütün üniversite öğrencileri muzdarip diğer üniversitelerle kolektif bir çalışma içerisinde bulunma girişiminiz var mı?
    Evet diğer üniversitelerle kolektif çalışma yürütme yanlısıyız. Ulusal öğrenci konseyi aracılığıyla bütün resmi kurum ve kuruluşlarla irtibata geçeceğiz ortak bir deklarasyon yayınlamayı düşünüyoruz.

    Son olarak sosyal devlet anlayışının eğitime bakışı nasıl olmalı?
    Eğitim için bilimsel ve geleceğe yönelik yol izlemeli ve bunu maddi değerlerle nitelendirmemeli anayasamızın 42. maddesindeki ilk satır ”eğitim hakkı hiç bir suretle kısıtlanmamalıdır.” diye geçer. 2.öğretim harçları kaldırılmasa bile cüzi bir rakama indirilmelidir. Şuan 2. öğretimde okuyup dönem başına 4878 tl harç veren arkadaşlarımız var.

    — 2 notla 14 saat önce
    #evrensel  #eğitim 
    Beşikçioğlu: Çenemiz düşüktür, 
o yüzden oyuncuyuz İzleyenler müptelası oldu, “Komiserim” deyip bağrına bastı. Şimdi Behzat Ç.’den sıyrılıp ‘Dayı’ olarak aramıza dönüyor. Erdal Beşikçioğlu’nun dizisinde derin devlet de var, paralel devlet de… Ekranların yeni istihbaratçısının gerçekte inandığı tek devlet ise sosyal devlet. Erdal Beşikçioğlu’yla buluştuk. Yeni dizisi ‘Reaksiyon’dan yola çıkıp, Türkiye’nin halini konuştuk. Hakan GENCE/ Fotoğraflar: Fethi KARADUMAN 14 Eylül 2014 ‘Dayı’ya transfer olduk amirim!


Geçen sene filminizden yola çıkarak “Sadece Ankara değil Türkiye yanıyor” demiştiniz. Yangın devam ediyor mu?
-İçin için yanıyoruz. En tehlikelisi de o. İzliyoruz. Yangına nerede ve nasıl müdahale edeceğiz; bilmiyoruz. ‘Yeni Türkiye’ diyoruz ama ne demek olduğunu vatandaş bilmiyor.

Siz biliyor musunuz?
-Bilmiyorum. ‘Reaksiyon’u kabul etme sebebim daha fazla içinde olmak ve sormak. 

Hep muhalif miydiniz?
- Bana ters gelen her şeye, dayatmalara muhalifim. Hangi siyasi iktidar gelirse gelsin. Aşırı uçların hepsi benim için faşizmdir.

Behzat’ın içkisinin nasıl sorun haline geldiğini hatırladım birden…
- Öyle bir hale geldi ki, salonların kapatılmasıyla iş, tiyatro sanatından uzaklaşarak oyunculuk sanatı haline dönüşmeye başladı. Oysa tiyatro hikâye anlatma sanatı. Sanat tartışılır ama yerden yere vurulmaz. “Ben beğenmedim, bu böyle olacak” denemez. Tıpkı Doğu’daki heykel gibi.

SUSMAMIZ MÜMKÜN DEĞİL, ÇENEMİZ DÜŞÜKTÜR
Bu çatışmanın sizin için anlamı ne?
- Bunun için mücadele ediyorum. Bu çatışma olmazsa belki yaşam amacım kalmayacak. Mesela 1995’te Diyarbakır’a tiyatro için isteyerek gittim. İzleyiciye Shakespeare oynadık. “Deli misiniz” dediler. Sonra baktık kapalı gişe oynuyor. Hiç tepki görmedik. Ama bir oyunumuzda sahte bir din adamını anlattık ve sanki bu söylenemezmiş gibi Hizbullah tarafından tuvalete bomba kondu ve patladı. Bunları yaşadığımız bir ortamda bizim ne kadar uslu olmamız beklenir.

Sizin bir tarafınız var mı?
- Yok. Sanatçıyım. Eğer tarafım olursa doğru bakamam. Hangi siyasi ideoloji gelirse gelsin bu devlet yönetimini eleştirmekle yükümlü bir merciye sahibim. Biz böyle tercih etmişiz. Susmamız mümkün değil. Çünkü çenemiz düşüktür. O yüzden oyuncuyuz.

Gezi’ye katılmıştınız. Kimilerine göre Gezi çok şeyi değiştirdi. Sizce?
- Toplumsal uyanış bakımından Gezi birçok şeyi değiştirdi. Ağaçlar kesilmedi. Topçu Kışlası yapılmadı. Ondan sonraki ideolojik birtakım sahiplenme biçimleri tartışılır.

Sizce şu an olsa korkmadan yine sokaklara çıkılır mı?
- Köz halinde bir ateş var, her şey izleniyor. Ona göre hal ve hareketler belirlenecek.

Çarşı üyelerine müebbet hapis istenmesine ne diyorsunuz?
- Çarşı her şeye karşı olacak tabii. Adamların sloganı bu kardeşim. Bunun için de kimseyi cezalandıramazsınız. Onlar hükümeti yıkacak kadar güçlüler mi ya da siz o kadar güçsüz müsünüz?

Bu ülkede pek çok muhalif oyuncuya büyük bedeller ödetildi. “Benzer şeyler benim de başıma gelebilir” diye korkuyor musunuz?
- Bize de ödetiliyor. Arkadaşların çoğu sadece Gezi’ye katıldıkları için 17.5 yılla yargılanıyor. İstanbul’dakiler aynı suçtan 20 hatta 30 yılla yargılanıyor. Ben bu duruma iki şehir arasında enflasyon farkı diyorum.

İŞSİZ KALMAM, EHLİYETİM VAR YA!

Diliniz çok yanmıyor mu?
- Yanmaz olur mu? 
Eşiniz bir noktada “artık sus” demiyor mu?
- O benden beter. Devlet Tiyatrosu’nda benden daha çok soruşturma yemiştir.
Yine de birçok oyuncu sizin aksinize siyaset konuşmaktan korkuyor…
- Ben bir oyuncuyum. Gazeteci sorarsa düşünceme engel olamam. Ruhumla harmanlayıp bir şekilde anlatmam gerekir. Tabii yeni Türkiye’nin gazetecilerinden bahsetmiyorum. Gazetecilik erdemi olan insanlardan bahsediyorum.
O meslektaşlarınızın röportajlarını okurken ne hissediyorsunuz?
- Olabilir. Onların meziyetleri farklıdır. İş yapmak istiyorlardır, belki paraya ihtiyaçları vardır. Onların adına konuşmanın manası yok.
“Sinema olmazsa tiyatro yapar, derdimi anlatırım” demişsiniz. Ama ya işsiz kalırsanız?
- Ben işsiz kalmam. Ehliyetim var ya!

BAŞBAKAN ÜÇ ÇOCUK İSTEDİ BİZ İKİ TANE YAPABİLDİK

Behzat Ç.’nin ardından yeni işiniz ‘Reaksiyon’ da siyasi bir iş… Uslanmıyorsunuz…
- “Hiç bir siyasi işe karışmayalım, bir aşk filmi yapayım” dedim. Güzel oldu ama beni doyurmadı.

Neden?
- Çünkü insan sinema salonunda veya evinde bir şey izleyecekse bilgilenmek zorunda. Yaptığınız iş ertesi gün bir tartışmaya odak noktası olmalı. Eğer işinizin bir derdi olmazsa manası olmaz.
Reaksiyon’un derdi ne?
- Şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nde birtakım yapıların varolduğu düşünülüyor. Bütün bu konjonktür içinde de hükümetlerin ya da ideolojilerin değil, devletin varolma çabası var. Canlandırdığım ‘Dayı’ karakteri onların içinde devleti savunan, devletin bekasına inanan, devlet için yetiştirilmiş, Misak-ı Milli sınırlarının savunulması gerektiğine inanan bir istihbarat teşkilatı üyesi.

Fragmanlarda derin devlet, paralel devlet, sosyal devlet, emperyal devlet başlıklarını görüyoruz. Sizin devletiniz hangisi?
- Onlar bana derin devleti uygun bulmuşlar. Ama Erdal’ın devleti sosyal devlettir.

Peki Reaksiyon’un Türkiye’nin siyasi gündemine bir etkisi olacak mı? 
- Reaksiyon en nihayetinde bir dizi. Siyaseti belirleyemez. Fakat Reaksiyon, gündelik siyaseti, hikâyede fon olarak kullanan bir dizi olduğundan yaşadığımız siyasi olaylara bir pencere açacak, insanların gündeme bakışına bir katkı sunacaktır. 

Peki dizi siyasete hangi taraftan bakacak?
- Reaksiyon’un yapımcılarına “Eğer bir taraftan bakacaksanız benimle uğraşmayın ben size çok dert olurum” dedim. “Biz devletin şu anki durumunu tarafsız anlatacağız” dediler. Ben de öyle olacağına inanıyorum. 

Ekranda siyasi iş yapmak zor mu?
- Behzat Ç.’de zordu. Bölüm maliyeti yerine RTÜK’e diyet ödemeye başlamıştık. 

Reaksiyon’un fragmanlarına baktığımızda helikopterler, firkateynler, uçaklar… Pahalı bir prodüksiyon olduğu anlaşılıyor. Beklentiyi karşılayacak mı?
- Yapımcılar ve set ekibimiz hayli büyük bir prodüksiyonla zorlu sahnelerin altından kalktı. Ne var ki; dizi izleyicisinin beğenilerinin kesin bir matematiği yok. Elimizden gelenin en iyisini yapıp, seyircinin takdirine güvenmekten başka yapacağımız bir şey yok. Büyük bir ciddiyetle çok emek sarf edilen bir iş oldu. Yarın akşam insanlar görecek. İnşallah başarılı oluruz.      

REYTİNG HİÇBİR ZAMAN UMRUMDA OLMADI
Sizce yeni diziyle Behzat Ç.’de olduğu gibi yine siyasetin tepkisini çeker misiniz?
- Şu anki konjonktürü, devlet yapısını hiç bilmiyorum. Bu yaşıma kadar öğretilenlerin dışında bir durumla karşı karşıyayız. Ülkedeki vatandaşların hepsi bu bilinmezliğin içinde. 

Reyting savaşlarıyla aranız nasıl?
- Hiçbir zaman umrumda olmadı. Bunu düşünürseniz yaptığınız işi yapamazsınız.

Ama bununla yaşayan çok oyuncu var…
- Oyuncuları karıştırıyoruz. Biz akademik olarak bu işe bakan insanlarız. Bir de sadece güzel kızlar ve erkeklerden oluşan televizyon için yetiştirilen estetik kaygıları olan birtakım arkadaşlar var. Onlar da oynuyor. Ama biz sahne üzerinde varolmayı seven adamlarız. Oynama bilimine inanıyoruz. Bu yüzden hikâyeye başka açıdan bakıyoruz.

Ekrandaki siyaset kadar aşk ve sevişme sahneleri de gündem yaratıyor… 
- Cinsellik konusunda baskı altında olursanız bu tür şeylere geviş getirirsiniz. Otosansürümü burada uyguluyor ve susuyorum. Sadece büyük saçmalık diyorum.

USTALAR ARKALARINDAN GELECEK İSİM YETİŞTİRMEDİ

20 yıl önce ülkede üç konservatuvar vardı. Şimdi her üniversitenin güzel sanatlar fakültesi var. Yeteneksiz de olsan o okuldan mezun oluyorsun. Ama devlet olarak tiyatrolarını desteklemiyor, alışveriş merkezi yapıyorsun. Bu sebeple Tatbikat Sahnesi’ni kurduk. 20-25 gençle çalışıyor, başrol oynatıyorum. Bir gün Haluk Bilginer de Genco Erkal da yaşlanacak. Bu usta aktörlerin hiçbiri arkasından gelecek bir isim yetiştirmemiş. 


Eşim Elvin’le sınıf arkadaşıyız. O, hayatımın her yerinde. Aşk mıdır, sevgi midir, dostluk mudur? Bunu hiç sorgulamadım. Nasıl soluk alıp veriyorsam, Elvin de benim için öyle…

ÜÇ OLURSAK DAHA TEHLİKELİ OLABİLİRİZ
Hayatın nasıl bir dönemindesiniz?
- Hep savaşçıydım ve öyle gideceğim.

13 yaşında bir kızınız ve 2 yaşında bir erkek çocuğunuz var. Bebek hayatınızı nasıl etkiledi?
- Başka bir enerji verdi. Kızım Derin’in çocukluğunu biraz daha naif yaşadık. Şimdi evde iki mahalle bebesi gibiyiz. Bize tahammül etmesi biraz zor ama Elvin oğlana, ben de kıza âşık olduğum için evde tuhaf bir denge oluştu.

Neler yapıyorsunuz birlikte?
- Kızımla genelde sinemaya gidiyoruz. Oyuncu olmayı çok istiyor. Tevfik Fikret’te okuyor. Okulda tiyatro yapıyor. Dışarda Fransızca tiyatro yapıyor. Dans ve bale dersleri alıyor. Tatbikat Sahnesi’ne gelmeye başladı. Umarım iyi bir oyuncu olur. 

İki çocuk zor mu?
- Başbakan üç çocuk istedi. Biz iki tane yapabildik.

Üçe tamamlar mısınız?
- Üç olursak daha tehlikeli olabiliriz.

NEREYE GİTSEM İKİ KADEH RAKI!

Behzat Ç. karakteri siyasi ve ideolojik bir figür haline geldi. Bu, istediğiniz bir durum muydu?
-Hayır. Karakteri benimle o kadar özdeşleştirdiler ki sanki ben Behzat Ç.’yim. Davalarla uğraşıyorum. Herkes beni alkolü deli gibi kullanan bir adam sanıyor. Nereye gitsem ikram olarak önüme iki kadeh rakı geliyordu. En son uyuşturucuyla ilgili hikâyemiz de bu karakter üzerindeki izlekle yargılanan bir durum haline geldi. Gezi eylemlerinde Erdal Beşikçioğlu olarak oradaydım ama insanlar “Behzat Ç. oradaydı” dedi. Bunların hepsi bir oyuncu için muazzam bir şey. Öteki taraftan bakınca da hitap ettiğiniz kitleye karşı ciddi şüphe uyandıran bir durum ama ben Behzat Ç. değilim.

    Beşikçioğlu: Çenemiz düşüktür, 

    o yüzden oyuncuyuz İzleyenler müptelası oldu, “Komiserim” deyip bağrına bastı. Şimdi Behzat Ç.’den sıyrılıp ‘Dayı’ olarak aramıza dönüyor. Erdal Beşikçioğlu’nun dizisinde derin devlet de var, paralel devlet de… Ekranların yeni istihbaratçısının gerçekte inandığı tek devlet ise sosyal devlet. Erdal Beşikçioğlu’yla buluştuk. Yeni dizisi ‘Reaksiyon’dan yola çıkıp, Türkiye’nin halini konuştuk. Hakan GENCE/ Fotoğraflar: Fethi KARADUMAN 14 Eylül 2014 ‘Dayı’ya transfer olduk amirim!

    Geçen sene filminizden yola çıkarak “Sadece Ankara değil Türkiye yanıyor” demiştiniz. Yangın devam ediyor mu?

    -İçin için yanıyoruz. En tehlikelisi de o. İzliyoruz. Yangına nerede ve nasıl müdahale edeceğiz; bilmiyoruz. ‘Yeni Türkiye’ diyoruz ama ne demek olduğunu vatandaş bilmiyor.

    Siz biliyor musunuz?

    -Bilmiyorum. ‘Reaksiyon’u kabul etme sebebim daha fazla içinde olmak ve sormak. 

    Hep muhalif miydiniz?

    - Bana ters gelen her şeye, dayatmalara muhalifim. Hangi siyasi iktidar gelirse gelsin. Aşırı uçların hepsi benim için faşizmdir.

    Behzat’ın içkisinin nasıl sorun haline geldiğini hatırladım birden…

    - Öyle bir hale geldi ki, salonların kapatılmasıyla iş, tiyatro sanatından uzaklaşarak oyunculuk sanatı haline dönüşmeye başladı. Oysa tiyatro hikâye anlatma sanatı. Sanat tartışılır ama yerden yere vurulmaz. “Ben beğenmedim, bu böyle olacak” denemez. Tıpkı Doğu’daki heykel gibi.

    SUSMAMIZ MÜMKÜN DEĞİL, ÇENEMİZ DÜŞÜKTÜR

    Bu çatışmanın sizin için anlamı ne?

    - Bunun için mücadele ediyorum. Bu çatışma olmazsa belki yaşam amacım kalmayacak. Mesela 1995’te Diyarbakır’a tiyatro için isteyerek gittim. İzleyiciye Shakespeare oynadık. “Deli misiniz” dediler. Sonra baktık kapalı gişe oynuyor. Hiç tepki görmedik. Ama bir oyunumuzda sahte bir din adamını anlattık ve sanki bu söylenemezmiş gibi Hizbullah tarafından tuvalete bomba kondu ve patladı. Bunları yaşadığımız bir ortamda bizim ne kadar uslu olmamız beklenir.

    Sizin bir tarafınız var mı?

    - Yok. Sanatçıyım. Eğer tarafım olursa doğru bakamam. Hangi siyasi ideoloji gelirse gelsin bu devlet yönetimini eleştirmekle yükümlü bir merciye sahibim. Biz böyle tercih etmişiz. Susmamız mümkün değil. Çünkü çenemiz düşüktür. O yüzden oyuncuyuz.

    Gezi’ye katılmıştınız. Kimilerine göre Gezi çok şeyi değiştirdi. Sizce?

    - Toplumsal uyanış bakımından Gezi birçok şeyi değiştirdi. Ağaçlar kesilmedi. Topçu Kışlası yapılmadı. Ondan sonraki ideolojik birtakım sahiplenme biçimleri tartışılır.

    Sizce şu an olsa korkmadan yine sokaklara çıkılır mı?

    - Köz halinde bir ateş var, her şey izleniyor. Ona göre hal ve hareketler belirlenecek.

    Çarşı üyelerine müebbet hapis istenmesine ne diyorsunuz?

    - Çarşı her şeye karşı olacak tabii. Adamların sloganı bu kardeşim. Bunun için de kimseyi cezalandıramazsınız. Onlar hükümeti yıkacak kadar güçlüler mi ya da siz o kadar güçsüz müsünüz?

    Bu ülkede pek çok muhalif oyuncuya büyük bedeller ödetildi. “Benzer şeyler benim de başıma gelebilir” diye korkuyor musunuz?

    - Bize de ödetiliyor. Arkadaşların çoğu sadece Gezi’ye katıldıkları için 17.5 yılla yargılanıyor. İstanbul’dakiler aynı suçtan 20 hatta 30 yılla yargılanıyor. Ben bu duruma iki şehir arasında enflasyon farkı diyorum.

    İŞSİZ KALMAM, EHLİYETİM VAR YA!

    Diliniz çok yanmıyor mu?

    - Yanmaz olur mu? 

    Eşiniz bir noktada “artık sus” demiyor mu?

    - O benden beter. Devlet Tiyatrosu’nda benden daha çok soruşturma yemiştir.

    Yine de birçok oyuncu sizin aksinize siyaset konuşmaktan korkuyor…

    - Ben bir oyuncuyum. Gazeteci sorarsa düşünceme engel olamam. Ruhumla harmanlayıp bir şekilde anlatmam gerekir. Tabii yeni Türkiye’nin gazetecilerinden bahsetmiyorum. Gazetecilik erdemi olan insanlardan bahsediyorum.

    O meslektaşlarınızın röportajlarını okurken ne hissediyorsunuz?

    - Olabilir. Onların meziyetleri farklıdır. İş yapmak istiyorlardır, belki paraya ihtiyaçları vardır. Onların adına konuşmanın manası yok.

    “Sinema olmazsa tiyatro yapar, derdimi anlatırım” demişsiniz. Ama ya işsiz kalırsanız?

    - Ben işsiz kalmam. Ehliyetim var ya!

    BAŞBAKAN ÜÇ ÇOCUK İSTEDİ BİZ İKİ TANE YAPABİLDİK

    Behzat Ç.’nin ardından yeni işiniz ‘Reaksiyon’ da siyasi bir iş… Uslanmıyorsunuz…

    - “Hiç bir siyasi işe karışmayalım, bir aşk filmi yapayım” dedim. Güzel oldu ama beni doyurmadı.

    • Neden?

    - Çünkü insan sinema salonunda veya evinde bir şey izleyecekse bilgilenmek zorunda. Yaptığınız iş ertesi gün bir tartışmaya odak noktası olmalı. Eğer işinizin bir derdi olmazsa manası olmaz.

    • Reaksiyon’un derdi ne?

    - Şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nde birtakım yapıların varolduğu düşünülüyor. Bütün bu konjonktür içinde de hükümetlerin ya da ideolojilerin değil, devletin varolma çabası var. Canlandırdığım ‘Dayı’ karakteri onların içinde devleti savunan, devletin bekasına inanan, devlet için yetiştirilmiş, Misak-ı Milli sınırlarının savunulması gerektiğine inanan bir istihbarat teşkilatı üyesi.

    • Fragmanlarda derin devlet, paralel devlet, sosyal devlet, emperyal devlet başlıklarını görüyoruz. Sizin devletiniz hangisi?

    - Onlar bana derin devleti uygun bulmuşlar. Ama Erdal’ın devleti sosyal devlettir.

    • Peki Reaksiyon’un Türkiye’nin siyasi gündemine bir etkisi olacak mı? 

    - Reaksiyon en nihayetinde bir dizi. Siyaseti belirleyemez. Fakat Reaksiyon, gündelik siyaseti, hikâyede fon olarak kullanan bir dizi olduğundan yaşadığımız siyasi olaylara bir pencere açacak, insanların gündeme bakışına bir katkı sunacaktır. 

    • Peki dizi siyasete hangi taraftan bakacak?

    - Reaksiyon’un yapımcılarına “Eğer bir taraftan bakacaksanız benimle uğraşmayın ben size çok dert olurum” dedim. “Biz devletin şu anki durumunu tarafsız anlatacağız” dediler. Ben de öyle olacağına inanıyorum. 

    • Ekranda siyasi iş yapmak zor mu?

    - Behzat Ç.’de zordu. Bölüm maliyeti yerine RTÜK’e diyet ödemeye başlamıştık. 

    • Reaksiyon’un fragmanlarına baktığımızda helikopterler, firkateynler, uçaklar… Pahalı bir prodüksiyon olduğu anlaşılıyor. Beklentiyi karşılayacak mı?

    - Yapımcılar ve set ekibimiz hayli büyük bir prodüksiyonla zorlu sahnelerin altından kalktı. Ne var ki; dizi izleyicisinin beğenilerinin kesin bir matematiği yok. Elimizden gelenin en iyisini yapıp, seyircinin takdirine güvenmekten başka yapacağımız bir şey yok. Büyük bir ciddiyetle çok emek sarf edilen bir iş oldu. Yarın akşam insanlar görecek. İnşallah başarılı oluruz.      

    REYTİNG HİÇBİR ZAMAN UMRUMDA OLMADI

    • Sizce yeni diziyle Behzat Ç.’de olduğu gibi yine siyasetin tepkisini çeker misiniz?

    - Şu anki konjonktürü, devlet yapısını hiç bilmiyorum. Bu yaşıma kadar öğretilenlerin dışında bir durumla karşı karşıyayız. Ülkedeki vatandaşların hepsi bu bilinmezliğin içinde. 

    • Reyting savaşlarıyla aranız nasıl?

    - Hiçbir zaman umrumda olmadı. Bunu düşünürseniz yaptığınız işi yapamazsınız.

    • Ama bununla yaşayan çok oyuncu var…

    - Oyuncuları karıştırıyoruz. Biz akademik olarak bu işe bakan insanlarız. Bir de sadece güzel kızlar ve erkeklerden oluşan televizyon için yetiştirilen estetik kaygıları olan birtakım arkadaşlar var. Onlar da oynuyor. Ama biz sahne üzerinde varolmayı seven adamlarız. Oynama bilimine inanıyoruz. Bu yüzden hikâyeye başka açıdan bakıyoruz.

    • Ekrandaki siyaset kadar aşk ve sevişme sahneleri de gündem yaratıyor… 

    - Cinsellik konusunda baskı altında olursanız bu tür şeylere geviş getirirsiniz. Otosansürümü burada uyguluyor ve susuyorum. Sadece büyük saçmalık diyorum.

    USTALAR ARKALARINDAN GELECEK İSİM YETİŞTİRMEDİ

    20 yıl önce ülkede üç konservatuvar vardı. Şimdi her üniversitenin güzel sanatlar fakültesi var. Yeteneksiz de olsan o okuldan mezun oluyorsun. Ama devlet olarak tiyatrolarını desteklemiyor, alışveriş merkezi yapıyorsun. Bu sebeple Tatbikat Sahnesi’ni kurduk. 20-25 gençle çalışıyor, başrol oynatıyorum. Bir gün Haluk Bilginer de Genco Erkal da yaşlanacak. Bu usta aktörlerin hiçbiri arkasından gelecek bir isim yetiştirmemiş. 

    Eşim Elvin’le sınıf arkadaşıyız. O, hayatımın her yerinde. Aşk mıdır, sevgi midir, dostluk mudur? Bunu hiç sorgulamadım. Nasıl soluk alıp veriyorsam, Elvin de benim için öyle…

    ÜÇ OLURSAK DAHA TEHLİKELİ OLABİLİRİZ

    • Hayatın nasıl bir dönemindesiniz?

    - Hep savaşçıydım ve öyle gideceğim.

    • 13 yaşında bir kızınız ve 2 yaşında bir erkek çocuğunuz var. Bebek hayatınızı nasıl etkiledi?

    - Başka bir enerji verdi. Kızım Derin’in çocukluğunu biraz daha naif yaşadık. Şimdi evde iki mahalle bebesi gibiyiz. Bize tahammül etmesi biraz zor ama Elvin oğlana, ben de kıza âşık olduğum için evde tuhaf bir denge oluştu.

    • Neler yapıyorsunuz birlikte?

    - Kızımla genelde sinemaya gidiyoruz. Oyuncu olmayı çok istiyor. Tevfik Fikret’te okuyor. Okulda tiyatro yapıyor. Dışarda Fransızca tiyatro yapıyor. Dans ve bale dersleri alıyor. Tatbikat Sahnesi’ne gelmeye başladı. Umarım iyi bir oyuncu olur. 

    • İki çocuk zor mu?

    - Başbakan üç çocuk istedi. Biz iki tane yapabildik.

    • Üçe tamamlar mısınız?

    - Üç olursak daha tehlikeli olabiliriz.

    NEREYE GİTSEM İKİ KADEH RAKI!

    • Behzat Ç. karakteri siyasi ve ideolojik bir figür haline geldi. Bu, istediğiniz bir durum muydu?

    -Hayır. Karakteri benimle o kadar özdeşleştirdiler ki sanki ben Behzat Ç.’yim. Davalarla uğraşıyorum. Herkes beni alkolü deli gibi kullanan bir adam sanıyor. Nereye gitsem ikram olarak önüme iki kadeh rakı geliyordu. En son uyuşturucuyla ilgili hikâyemiz de bu karakter üzerindeki izlekle yargılanan bir durum haline geldi. Gezi eylemlerinde Erdal Beşikçioğlu olarak oradaydım ama insanlar “Behzat Ç. oradaydı” dedi. Bunların hepsi bir oyuncu için muazzam bir şey. Öteki taraftan bakınca da hitap ettiğiniz kitleye karşı ciddi şüphe uyandıran bir durum ama ben Behzat Ç. değilim.

    — 9 notla 19 saat önce
    #erdal beşikçioğlu  #röportaj 
    İsveç’te, ırkçı partinin başkanını konuşturmadılar

13/09/2014 
İsveç’te yarın yapılacak genel seçim öncesi son konuşmasını yapmak üzere Malmö’ye gelen aşırı sağ İsveç Demokratları Partisi başkanı Jimmie Akesson ırkçılık karşıtlarının protestoları ile karşılaştı.


Yoğun güvenlik önlemleri altında şehrin merkezindeki Stortorget’te (büyük meydan) konuşma yapmak isteyen Akessson’un sesi, göstericiler tarafından defalarca kesildi. Akersson, ülkesinde seçim konuşması yapamamaktan duyduğu üzüntüyü dile getirerek şöyle dedi: 

"Malmö’ye demokratik şartlarda seçim kampanyamın son konuşmasını yapmak üzere geldim. Göstericilerin seslerinden konuşmamı tam olarak gerçekleştiremedim. Polisin göstericileri susturacağını sanıyordum onlar da bir girişimde bulunmadılar." 

İsveç Demokratlarını destekleyen yaklaşık 100 kişiye karşı sayıları 600 kişiye ulaşan ırkçılık karşıtları ülkede ırkçılara geçit vermeyeceklerine dair sloganlar attı. Bazı göstericiler ülkelerinde yabancı düşmanı bir partinin seçimlerde aday olması ve az da olsa destek görmesinden utanç duyduklarını söyledi. 

Öte yandan aynı gün TV’deki seçim tartışmasına katılan Jimmi Akesson, Libaral Partinin eleştirilerinden de nasibini aldı. Liberal Partili Jonas Sjöstedt Akesson’a “Ülkemizdeki en büyük uyum sorunu göçmenler değil sensin" dedi. 

(Ünsal TURAN / DHA)

    İsveç’te, ırkçı partinin başkanını konuşturmadılar

    13/09/2014 

    İsveç’te yarın yapılacak genel seçim öncesi son konuşmasını yapmak üzere Malmö’ye gelen aşırı sağ İsveç Demokratları Partisi başkanı Jimmie Akesson ırkçılık karşıtlarının protestoları ile karşılaştı.

    Yoğun güvenlik önlemleri altında şehrin merkezindeki Stortorget’te (büyük meydan) konuşma yapmak isteyen Akessson’un sesi, göstericiler tarafından defalarca kesildi. Akersson, ülkesinde seçim konuşması yapamamaktan duyduğu üzüntüyü dile getirerek şöyle dedi: 

    "Malmö’ye demokratik şartlarda seçim kampanyamın son konuşmasını yapmak üzere geldim. Göstericilerin seslerinden konuşmamı tam olarak gerçekleştiremedim. Polisin göstericileri susturacağını sanıyordum onlar da bir girişimde bulunmadılar." 

    İsveç Demokratlarını destekleyen yaklaşık 100 kişiye karşı sayıları 600 kişiye ulaşan ırkçılık karşıtları ülkede ırkçılara geçit vermeyeceklerine dair sloganlar attı. Bazı göstericiler ülkelerinde yabancı düşmanı bir partinin seçimlerde aday olması ve az da olsa destek görmesinden utanç duyduklarını söyledi. 

    Öte yandan aynı gün TV’deki seçim tartışmasına katılan Jimmi Akesson, Libaral Partinin eleştirilerinden de nasibini aldı. Liberal Partili Jonas Sjöstedt Akesson’a “Ülkemizdeki en büyük uyum sorunu göçmenler değil sensin" dedi. 

    (Ünsal TURAN / DHA)

    — 1 gün önce

    Aile Bakanlığı 'yalnızlığa' savaş açtı ama…

    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Twitter adresinden yaptığı paylaşımlarla 'yalnızlığa karşı' mücadele başlattı. Ancak bu ‘mücadele’ için öyle afişler hazırlanmıştı ki, gelen tepkiler üzerine bir süre sonra bu afişlerin bulunduğu tweet’ler yayından kaldırıldı.

     Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na ait twitter adresinden paylaşılan ve ‘yalnız yaşamanın dezavantajları’nı, afiş görsellerle anlatmaya çalışan mesajlar tartışma yarattı. Yalnız yaşayan insanların daha çok tüketim yaptığını vurgulamak için hazırlanan ve 3 yetişkin insanı, kendi kesik başlarını ellerindeki poşetlerde taşırken gösteren afiş, sosyal medyada büyük yankı uyandırdı. Suriye ve Irak’taki terör gruplarının pek çok kişiyi başını keserek öldürdüğünü hatırlatan twitter kullanıcıları bakanlığın afişlerine büyük tepki gösterirken, bir süre sonra bu görsellerin bulunduğu mesajlar, Aile Bakanlığı’nın Twitter hesabından kaldırıldı. 

    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın ‘evliliği özendirme’ amacıyla, “evlenen üniversite öğrencilerinin kredi borçlarını silmek” gibi uygulamaları da kamuoyunda tartışma yaratmıştı.

    — 3 notla 1 gün önce
    #RADİKAL  #yalnızlık 
    'Ankara’nın suyu içilemez'
Ankara’da kirli su tartışması devam ediyor. CHP’li Levent Gök, Ankara suyunun içilemez olduğunu gösteren DSİ raporunu açıkladı.

Ankara’nın içme suyunun temiz olduğunu söyleyen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’e karşı CHP Milletvekili Levent Gök, Devlet Su İşleri’nin (DSİ) analizlerini açıkladı. DSİ’nin raporunda Ankara’ya su sağlayan barajlardan verilen suyun içilemeyeceği yer aldı. Raporda, Hirfanlı ve Kesikköprü Baraj göllerinde yapılmış olan kirlilik araştırmaları yer aldı. Gök’ün konuya ilişkin soru önergesini yanıtlayan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker ise kente su sağlayan boru hattında midye ve katı parçacıklar nedeniyle tıkanma olduğunu söyledi.

Yurt’un haberine göre,
CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka ise Gökçek’in kendisi hakkında söylediği “İşi gücü şov bu bayanın başka hiçbir işi yok. Çok enteresan bir milletvekili. Kendisi hakkında dava açacağım” sözlerine tepki gösterdi. Nazlıaka, konuyu son 15 gündür dile getirdiğini anımsatarak, “Görülüyor ki Ankara ergeni açıklamalarımızdan rahatsız olmuş. İnsanlar karınlarındaki ağrıya mı inansınlar Gökçek’e mi inansınlar? Bana sırf açıklamalarımdan dolayı dava açacağını söylüyor. Ondan korkan onun gibi olsun” diye konuştu. Nazlıaka, geçtiğimiz yılın Ağustos ayına göre bu yıl Ankara’da ishal vakalarında 5 buçuk kat artış olduğunu açıkladı. Nazlıaka, 2013 yılında sudaki sülfat oranının 24 birim olduğunu bu rakamın 2014 yılında 131 birime çıktığını söyledi.

    'Ankara’nın suyu içilemez'

    Ankara’da kirli su tartışması devam ediyor. CHP’li Levent Gök, Ankara suyunun içilemez olduğunu gösteren DSİ raporunu açıkladı.

    Ankara’nın içme suyunun temiz olduğunu söyleyen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’e karşı CHP Milletvekili Levent Gök, Devlet Su İşleri’nin (DSİ) analizlerini açıkladı. DSİ’nin raporunda Ankara’ya su sağlayan barajlardan verilen suyun içilemeyeceği yer aldı. Raporda, Hirfanlı ve Kesikköprü Baraj göllerinde yapılmış olan kirlilik araştırmaları yer aldı. Gök’ün konuya ilişkin soru önergesini yanıtlayan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker ise kente su sağlayan boru hattında midye ve katı parçacıklar nedeniyle tıkanma olduğunu söyledi.

    Yurt’un haberine göre,

    CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka ise Gökçek’in kendisi hakkında söylediği “İşi gücü şov bu bayanın başka hiçbir işi yok. Çok enteresan bir milletvekili. Kendisi hakkında dava açacağım” sözlerine tepki gösterdi. Nazlıaka, konuyu son 15 gündür dile getirdiğini anımsatarak, “Görülüyor ki Ankara ergeni açıklamalarımızdan rahatsız olmuş. İnsanlar karınlarındaki ağrıya mı inansınlar Gökçek’e mi inansınlar? Bana sırf açıklamalarımdan dolayı dava açacağını söylüyor. Ondan korkan onun gibi olsun” diye konuştu. Nazlıaka, geçtiğimiz yılın Ağustos ayına göre bu yıl Ankara’da ishal vakalarında 5 buçuk kat artış olduğunu açıkladı. Nazlıaka, 2013 yılında sudaki sülfat oranının 24 birim olduğunu bu rakamın 2014 yılında 131 birime çıktığını söyledi.

    — 5 notla 1 gün önce
    #levent gök  #aylin nazlıaka  #Melih Gökçek  #ankara 
    İlaçlara ‘fiyat farkı’ adı altında örtülü zam
1 Ekim 2014 tarihinden itibaren eşdeğer ilaçta Taban Birim Fiyat Uygulaması sistemine geçilmesi nedeniyle, vatandaşlar zamlı fiyatlarla ilaç alabilecek.
Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS) Genel Başkanı Eczacı Nurten Saydan, SGK’nun 1 Ekim 2014 tarihinden itibaren Sağlık Uygulama Tebliği’ndeki (SUT) eşdeğer ilaç uygulaması için yeni bir fiyat hesaplaması getirdiğini söyledi. Nurten Saydan yaptığı yazılı açıklamada, ilaç fiyat farklarının arttığını belirterek, "Taban Birim Fiyat Uygulaması sistemine geçilmesi sonucu vatandaşlar eczanelerimize geldiklerinde daha fazla ilaç fiyat farkı ödeyecekler" dedi. SUT’daki eşdeğer ilaç uygulaması için SGK tarafından 1 Ekim 2014 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yeni bir fiyat hesaplaması getirildiğini hatırlatan Saydan, "Öncelikle 15 etken madde ile başlayacak olan bu uygulama, kısa bir süre sonra tüm ilaçları kapsayacak. İsmi, Taban Birim Fiyat Uygulaması olan bu sisteme geçilmesi sonucu vatandaşlar eczanelere geldiklerinde daha fazla ilaç fiyat farkı ödeyecekler" dedi.

Ülkemizde herkesin bildiği gibi, buğday eken çiftçinin, devletin buğday taban fiyatı açıklamasını, tütün eken çiftçinin tütün taban fiyat açıklamasını beklediğini belirten Saydan, "Ancak bu sefer 1 Ekim itibariyle 76 milyon vatandaş SGK’nın ilaç taban fiyatını açıklamasını, ne kadar daha fazla ilaç parası ödeyeceğim, endişesi ile bekleyecek. Vatandaşlar, eczanelerimize geldiklerinde halen ilaç katılım payı, muayene ücreti, reçete parası (3 kutuya kadar 3 TL sonra kutu başına 1 lira olarak) ve ucuz ilaca göre kendi ilacının farkını ödemekte, bunu öderken bile zorlanmaktadır. Bu yeni uygulama, hastanın cebinden çıkan paranın artmasına neden olacaktır" dedi.

Her ilaca farklı fiyat
Nurten Saydan, sağlık sistemindeki aksaklıkların önlenmesi yerine, vatandaşın ilaca ulaşımını engelleyen, ya da güçleştiren düzenlemelerin yapılmasının halk sağlığını tehdit eder boyuta ulaştığını belirterek, "İlaç taban fiyat uygulaması ile hangi ilaç yazılırsa yazılsın, SGK’nın belirlediği fiyat ödenecek. Bu demek oluyor ki; neredeyse her ilaca fiyat farkı çıkacak. Başlangıç paketi olarak ilk grupta yer alan mide, antibiyotik, kalp, tansiyon, hepatit B, astım hastalarının kullandıkları tedavi gruplarındaki etken maddelere göre, vatandaşlar raporlu olsalar bile, ilaç fiyat farkını ödeyecekler ve bu farklar artacak" dedi.

    İlaçlara ‘fiyat farkı’ adı altında örtülü zam

    1 Ekim 2014 tarihinden itibaren eşdeğer ilaçta Taban Birim Fiyat Uygulaması sistemine geçilmesi nedeniyle, vatandaşlar zamlı fiyatlarla ilaç alabilecek.

    Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS) Genel Başkanı Eczacı Nurten Saydan, SGK’nun 1 Ekim 2014 tarihinden itibaren Sağlık Uygulama Tebliği’ndeki (SUT) eşdeğer ilaç uygulaması için yeni bir fiyat hesaplaması getirdiğini söyledi. Nurten Saydan yaptığı yazılı açıklamada, ilaç fiyat farklarının arttığını belirterek, "Taban Birim Fiyat Uygulaması sistemine geçilmesi sonucu vatandaşlar eczanelerimize geldiklerinde daha fazla ilaç fiyat farkı ödeyecekler" dedi. SUT’daki eşdeğer ilaç uygulaması için SGK tarafından 1 Ekim 2014 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yeni bir fiyat hesaplaması getirildiğini hatırlatan Saydan, "Öncelikle 15 etken madde ile başlayacak olan bu uygulama, kısa bir süre sonra tüm ilaçları kapsayacak. İsmi, Taban Birim Fiyat Uygulaması olan bu sisteme geçilmesi sonucu vatandaşlar eczanelere geldiklerinde daha fazla ilaç fiyat farkı ödeyecekler" dedi.

    Ülkemizde herkesin bildiği gibi, buğday eken çiftçinin, devletin buğday taban fiyatı açıklamasını, tütün eken çiftçinin tütün taban fiyat açıklamasını beklediğini belirten Saydan, "Ancak bu sefer 1 Ekim itibariyle 76 milyon vatandaş SGK’nın ilaç taban fiyatını açıklamasını, ne kadar daha fazla ilaç parası ödeyeceğim, endişesi ile bekleyecek. Vatandaşlar, eczanelerimize geldiklerinde halen ilaç katılım payı, muayene ücreti, reçete parası (3 kutuya kadar 3 TL sonra kutu başına 1 lira olarak) ve ucuz ilaca göre kendi ilacının farkını ödemekte, bunu öderken bile zorlanmaktadır. Bu yeni uygulama, hastanın cebinden çıkan paranın artmasına neden olacaktır" dedi.

    Her ilaca farklı fiyat

    Nurten Saydan, sağlık sistemindeki aksaklıkların önlenmesi yerine, vatandaşın ilaca ulaşımını engelleyen, ya da güçleştiren düzenlemelerin yapılmasının halk sağlığını tehdit eder boyuta ulaştığını belirterek, "İlaç taban fiyat uygulaması ile hangi ilaç yazılırsa yazılsın, SGK’nın belirlediği fiyat ödenecek. Bu demek oluyor ki; neredeyse her ilaca fiyat farkı çıkacak. Başlangıç paketi olarak ilk grupta yer alan mide, antibiyotik, kalp, tansiyon, hepatit B, astım hastalarının kullandıkları tedavi gruplarındaki etken maddelere göre, vatandaşlar raporlu olsalar bile, ilaç fiyat farkını ödeyecekler ve bu farklar artacak" dedi.

    — 7 notla 1 gün önce
    #sağlık 
    Tuz Gölü parselleniyor
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Baran Bozoğlu, Tuz Gölü’nün yeni üretim alanı olarak belirlenen sahasında yaptığı basın toplantısında, 2011 yılında yapılan hukuksuz, teknik alt yapısı olmayan, planlara aykırı ihalelerle Tuz Gölü’nün parsellenmeye başlandığını söyledi.

Mahkemelerin iptal kararlarının dinlenmediğini öne süren Baran Bozoğlu, "İşletmeler son sürat göle hafriyat dökmeye, hatta tuz üretmeye başladılar. Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu, Temmuz ayında suç duyurusunda bulunmasına rağmen herhangi bir işlem yapılmıyor. 3-4 yıldır yoğun bir talan politikası ile karşı karşıya kalan Tuz Gölü, Özel Çevre Koruma, Birinci Derece Doğal Sit, önemli kuş, bitki alanıdır. Uluslararası öneme sahip A sınıfı sulak alandır, Türkiye’nin en önemli endemizm merkezlerinden biridir ve tuza dayanıklı türler açısından önemli bir genetik rezerv alanıdır" dedi.

Bozoğlu, Tuz Gölü üzerinde birbirine bitişik 10 yeni tuzla için Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğü tarafından ihale yapıldığını hatırlatarak, Resmi kurumların da Tuz Gölü’nün yok olacağını kabul ettiğini söyledi. Projelerin bir an önce iptal edilmesi gerektiğini kaydeden Bozoğlu, "Çünkü madencilik faaliyetleri uygulama yönetmeliği Tuz Gölü’ne verilen ruhsatlara özel hükmünde bilimsel, teknik çalışmaların ardından değerlendirme yapılacağını açıkça belirtmiştir. Böyle bir çalışma bulunmamaktadır" dedi.

'Tuz Gölü ölüme sürüklenecek'
Baran Bozoğlu, "10 tesis için Tuz Gölü’nün üzerine kamyonların da dolaşabileceği yaklaşık 100 kilometrelik seddeler yapılacak. Tonlarca hafriyat göle boşaltılacaktır. Bazı işletmelerde bu aşamaya gelinmiştir. 10 metre genişliğinde olan bu seddelerin tamamı yapıldığında 1 milyon metrekarelik göl yüzeyi hafriyatla kaplanmış olacak. Yani 134 futbol sahası kadar bir alan doldurulacaktır. Bu hafriyat Tuz Gölü’nü besleyen gözelerin üzerine gelmektedir. Yani Tuz Gölü hızlıca ölüme sürüklenecektir" dedi.

Bozoğlu, bu konuda mahkeme kararlarının da uygulanmadığını kaydederken, yetkililerin bir an önce görevlerini yapmaları gerektiğini belirtterek, “Yaşanan çevre felaketi büyümektedir. Usulsüzlükler, rant odaklı, bilim dışı, plansız yaklaşımlar Tuz Gölü’nü de tehdit eder noktaya gelmiştir. Ülkemizde yaşanan yoğun kuraklık, Konya Kapalı Havzası’ndaki hidrojeolojik kuraklık bir an önce dert edilmeli ve Tuz Gölü’nü kurtarmak adına kurumlar harekete geçmelidir. Odamız bu projelere dair hukuki süreci de önümüzdeki günlerde başlatacaktır” diye konuştu.

    Tuz Gölü parselleniyor

    TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Baran Bozoğlu, Tuz Gölü’nün yeni üretim alanı olarak belirlenen sahasında yaptığı basın toplantısında, 2011 yılında yapılan hukuksuz, teknik alt yapısı olmayan, planlara aykırı ihalelerle Tuz Gölü’nün parsellenmeye başlandığını söyledi.

    Mahkemelerin iptal kararlarının dinlenmediğini öne süren Baran Bozoğlu, "İşletmeler son sürat göle hafriyat dökmeye, hatta tuz üretmeye başladılar. Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu, Temmuz ayında suç duyurusunda bulunmasına rağmen herhangi bir işlem yapılmıyor. 3-4 yıldır yoğun bir talan politikası ile karşı karşıya kalan Tuz Gölü, Özel Çevre Koruma, Birinci Derece Doğal Sit, önemli kuş, bitki alanıdır. Uluslararası öneme sahip A sınıfı sulak alandır, Türkiye’nin en önemli endemizm merkezlerinden biridir ve tuza dayanıklı türler açısından önemli bir genetik rezerv alanıdır" dedi.

    Bozoğlu, Tuz Gölü üzerinde birbirine bitişik 10 yeni tuzla için Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğü tarafından ihale yapıldığını hatırlatarak, Resmi kurumların da Tuz Gölü’nün yok olacağını kabul ettiğini söyledi. Projelerin bir an önce iptal edilmesi gerektiğini kaydeden Bozoğlu, "Çünkü madencilik faaliyetleri uygulama yönetmeliği Tuz Gölü’ne verilen ruhsatlara özel hükmünde bilimsel, teknik çalışmaların ardından değerlendirme yapılacağını açıkça belirtmiştir. Böyle bir çalışma bulunmamaktadır" dedi.

    'Tuz Gölü ölüme sürüklenecek'

    Baran Bozoğlu, "10 tesis için Tuz Gölü’nün üzerine kamyonların da dolaşabileceği yaklaşık 100 kilometrelik seddeler yapılacak. Tonlarca hafriyat göle boşaltılacaktır. Bazı işletmelerde bu aşamaya gelinmiştir. 10 metre genişliğinde olan bu seddelerin tamamı yapıldığında 1 milyon metrekarelik göl yüzeyi hafriyatla kaplanmış olacak. Yani 134 futbol sahası kadar bir alan doldurulacaktır. Bu hafriyat Tuz Gölü’nü besleyen gözelerin üzerine gelmektedir. Yani Tuz Gölü hızlıca ölüme sürüklenecektir" dedi.

    Bozoğlu, bu konuda mahkeme kararlarının da uygulanmadığını kaydederken, yetkililerin bir an önce görevlerini yapmaları gerektiğini belirtterek, “Yaşanan çevre felaketi büyümektedir. Usulsüzlükler, rant odaklı, bilim dışı, plansız yaklaşımlar Tuz Gölü’nü de tehdit eder noktaya gelmiştir. Ülkemizde yaşanan yoğun kuraklık, Konya Kapalı Havzası’ndaki hidrojeolojik kuraklık bir an önce dert edilmeli ve Tuz Gölü’nü kurtarmak adına kurumlar harekete geçmelidir. Odamız bu projelere dair hukuki süreci de önümüzdeki günlerde başlatacaktır” diye konuştu.

    — 7 notla 1 gün önce
    #Tuz Gölü  #TMMOB 
    Anonim sordu: Metin olmak


    Yanıtla:

    — 1 gün önce